DOLAR 8,56630.77%
EURO 10,46100.57%
ALTIN 521,520,65
BITCOIN 316839-6,65%
Aydın
21°

AÇIK

20:33

AKŞAM'A KALAN SÜRE

Adnan Güllü

Adnan Güllü

11 Mayıs 2021 Salı

HEYET’İ NASİHA

0

BEĞENDİM

ABONE OL

HEYET’İ NASİHA

 

“Tarih geçmişe yönelmektir; fakat geçmişe yönelmek, küflenmiş, fosilleşmiş bir zaman boşluğuna buğulu camlar ardından boş gözlerle bakmak, eskiye yönelik özlemleri tatmin etmek ya da geçmişi yeniden canlandırmak değildir.”

 

Osmanlının son zamanlarında yani Padişah VI Mehmet Vahdettin (8 Temmuz 1918 -3 Kasım 1922) döneminde Heyeti Nasiha diye bir kuruluş hayata geçmişti. Amaç işgal kuvvetlerine karşı direniş gösterilmemesini isteniyordu. Geliniz bu kuruluşun tarihsel görevini hatırlayalım ve sürecini görelim.

HEYETİ NASİHA NEDİR? 1919 yılında yeni bir vatandaşlık tanımını halka anlatmak ve işgalcilere karşı direniş gösterilmemesi için nasihat etmek üzere görevlendirildiği söylenen heyet. Heyet bir ay görev yapmış, daha sonra 19 Mayıs 1919’da Samsun’dan yeni bir heyet göreve başlamıştır. Heyette Rum, Ermeni, Yahudi temsilciler bulunmaktadır. Heyetin amacı ile ilgili o tarihte bir belirsizlik göze çarpmaktadır.

İzmir’deki Köylü Gazetesi şöyle yazar:

“Padişah ve sadrazamımızın Anadolu’ya göndermeye karar verdikleri Heyet-i Nasiha’nın görevinin “öğüt” vermek olduğu anlaşılıyorsa da, bu öğüdün cinsi bugüne kadar tam olarak bilinmiyordu. Bugün heyetin görevi biliniyor. Padişahımız savaşın getirdiği sıkıntıdan pek muzdarip olan devlet anasırı arasında dostluk, birlik ve sevgi istiyorlar. Padişahımız, Anadolu’ya heyetler göndererek hepsi evlâtları ve tebaaları olan muhtelif anasıra memlekette kardeşçe, vatandaşça yaşamaları hakkındaki ulvî arzuları ileteceklerdir.

Padişahımızla hükümetimizin bu teşebbüsleri, memlekette anasır farkı kalmadığını ve HUKUK-U VATANİYEDE müsavatın kurulduğunu göstermesi itibarıyla gayet mühimdir. Eski bildiklerimiz geçmiştir. Artık şovenizm denilen koyu kızıl milletçilik taassubu bundan sonra eski heyecan ve sıcaklığını koruyamaz. Bu koyu kızıl milletçilik taassubu insanlık ve medeniyet için bir afettir. Dünyada milliyet farkları olsa bile insanlık ve beşeriyet farkları yoktur… Evvelce Anadolu’da Türk ve Rum kardeş gibi idi…”

Aydın’daki Esat Hoca heyete karşıdır ve heyete der ki:

“..Sebeb-i teşrifinizi bildiğimiz için istikbalinize varamadık. Bizim nasihata ihtiyacımız yoktur. Hristiyanlarla iyi geçinmediğimizi kim söylüyor? Eğer siz söylüyorsanız bütün cihan umumî efkârına siz ilân ve tebliğ etmiş oluyorsunuz. Bu havaliyi gezeceksiniz, Hristiyan mahalleleri mamur ve âbâdân (şen, bayındır), İslâm mahalleleri ise muhtac-ı ümrandır. Biz Türkler, cephelerde harp edip aziz vatanımızı korumaya çalışırken, onlar fabrikalar kurmuşlar, bağlar, bahçeler içinde yaşarlar. Servet, saadet, refah her şey onlarda, fakr-ü zaruret Türkler de toplanıyor. Nasihati bizlere değil, bizi iktisaden öldürmeye çalışan zümreye vermeniz lâzımdır.”

Her şey Mondros Mütarekesi’nden sonra başladı. 1919 Şubat’ında SÖKE ve çevresinde isyan çıkaran Rumlar, hareketlerini Türklerin oturduğu kahvehanelere yöneltti. Rum çeteler, ateş açarak, Osmanlı ordusunda görevli subayları şehit etti. Bu ve benzer olayların ardından Damat Ferit’in girişimiyle Heyet’i Nasiha oluşturuldu.

Heyetin kurulup Anadolu’ya hareket ettiği günlerde kamuoyu oldukça iyimserdi. Özellikle Anadolu Türk halkının kutsal bağlarla bağlı olduğu Osmanlı hanedanına mensup bir şehzadenin başkanlığını yaptığı heyeti heyecan ve umutla karşılaması iyimserliği artırdı. Ancak, azınlıklardan da üye alınmasına rağmen heyet başarılı olamadı. Mondros Mütarekesini imzalayarak 1. Dünya Savaşı’ndan mağlup çıkan Osmanlı Devleti’ni zor günler bekliyordu. Osmanlı Devleti topraklarını paylaşmak için daha savaş devam ederken anlaşmış olan itilâf Devletleri bu plânlarını uygulamaya başlarken, azınlıklar da Mütarekeden sonra faaliyetlerini artırdılar.

Bir yandan İtilâf Devletlerinin diğer yandan azınlıkların yarattığı tehlikeleri göğüslemek zorunda kalan Osmanlı Hükümeti, geçmişi özellikle İTTİHAT VE TERAKKİ (Birlik ve İlerleme)’nin (Osmanlı İmparatorluğu’nda İkinci Meşrutiyet’in ilanına önayak olup 1908-1918 yılları arasında kısa kesintilerle devlet yönetimine egemen olan, 1889 yılında kurulmuş bir siyasal harekettir) iktidarda olduğu dönemi unutturmayı amaçlayan bir politika izlemeye başladı. Bu politikanın iki yönü oldu.

Birinci yönü, İtilâf Devletlerine ve özellikle İngiltere’ye ters düşmemeye özen gösteren pasif dış politika, ikinci yönü ise, Anadolu’da azınlıklarla Türkler arasındaki huzursuzluğu gidererek istikran ve hemahenk bir devlet görüntüsünü yaratmayı amaçlayan iç politika. Osmanlı Hükümeti bu politikasının ikinci yönünün yürümeyeceğini kısa bir süre sonra gördü. Çünkü uzun yıllar süren savaşların bütün sıkıntısını çeken Anadolu’nun harap olması yetmiyormuş gibi, azınlıkların silahlı çeteler kurarak Türkleri sindirmeye çalışmaları ve Türklerin de can güvenliklerini korumak için harekete geçmeleri sonucu, Anadolu’da asayiş bozuldu. Özellikle Rumlar, Hükümet’e meydan okumaya başladı. 1919 Şubat’ında SÖKE ve çevresinde isyan çıkaran Rumlar, hareketlerini Türklerin oturduğu kahvehanelere ateş açacak, Osmanlı ordusunda görevli subayları şehit edecek kadar ileri götürdü. İşte tam bu aşamada Damat Ferit Hükümeti HEYET-İ NASİHA’yı kurma kararı aldı. Amaç, Anadolu’da bozulan birlik ve dirliği yeniden dizayn etmekti.

HEYET-İ NASİHA NEDİR?

HEYET-İ NASİHA, MONDROS MÜTAREKESİ SONRASI İŞGAL GÜÇLERİNE KARŞI ANADOLU’DA BAŞLAYAN DİRENİŞİ YATIŞTIRMAK AMACIYLA İSTANBUL HÜKÛMETİ TARAFINDAN HALKA ÖĞÜT VERMEKLE GÖREVLENDİRİLEN HEYET. İşgal güçlerinin, 1918 Mondros Mütarekesi sonrası Anadolu’da ilerlemeye başlamaları üzerine, işgal sırasında bir varlık gösteremeyen İstanbul Hükûmeti, işgalci devletleri kızdırmadan bir barış antlaşması imzalamak niyetindeydi. Özellikle İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali Anadolu’da direnişi daha da artırmıştı. Bu nedenle işgallere karşı Anadolu’da halkın tepkisini yatıştırmak için Heyet-i Nasıha (Nasihat Heyeti) kuruldu.

Bazı şehzadelerin de başkanlığını yaptığı heyet, barışın, ancak koşulsuz teslim ve düşmanı kızdırmamakla sağlanacağına dair propaganda yapmaya başladı. Ali Galip Olayı’nda Malatya’ya da bu kurullar gönderildi. Heyet Balıkesir, Bursa, Manisa, Uşak, Konya gibi yerlerde kısmen etkili olduysa da Erzurum ve Sivas Kongreleri’ nden sonra etkisini tamamen yitirdi. Mondros Mütarekesi’nden sonra Osmanlı padişahı ve hükümetinin izlemeyi plânladığı yeni politika sonucu kurulan Heyet-i Nasiha, Anadolu’da parlak törenlerle karşılanmasına rağmen istenilen başarıya ulaşamamıştır. En azından, beklenen asayişi sağlayamadığı gibi Anadolu’da girişilen işgalleri de önleyememiştir. Oysa heyetin kurulup Anadolu’ya hareket ettiği günlerde kamuoyu oldukça iyimserdi. Özellikle Anadolu Türk halkının kutsal bağlarla bağlı olduğu Osmanlı hanedanına mensup bir şehzadenin başkanlığını yaptığı heyeti heyecan ve umutla karşılaması iyimserliği artırdı. Ancak, heyete azınlıklardan da üye alınmasına rağmen, bu azınlıkların Osmanlı egemenliğinden ayrılma arzularına engel olamadı. Osmanlı Hükümetinin bu iyi niyetli girişimi, azınlıklar bahane edilerek haksızca İzmir’in işgalini önleyemedi. Elbette bundan İtilâf Devletleri’nin de Osmanlı Devleti hakkında daha önce verdikleri ön yargılı kararın rolü olmuştur. Osmanlı padişahı ve hükümeti taşrada denetimi sağlamak amacıyla kurdukları Heyet-i Nasiha ile taşradaki unsurlardan beklediği desteği tam olarak sağlayamamışlardır.

Heyette kimler vardı? Bahriye eski nazırı ve ayandan Ali Rıza Paşa, Divan-ı Harb-i Örfî eski reisi Mahmud Hayret, Süleyman Şefik Paşa, Erkân-ı Harbiye mirlivalığından emekli Ali Fevzi, Bursa Müftüsü Ömer Fevzi, Pazarcık eski müftüsü Halil Fehim, Karahisar eski mebusu Yanko Güvenidis, Dahiliye Nezareti Memurin-i Kalem Müdürü Ohanes Ferid. Heyetin hareketinden önce, PONTUS gazetesi, halka dağıtılmak üzere hükümet tarafından heyete 3 milyon lira verildiğini yazmışsa da, bu haber, heyet başkanı Şehzade Abdürrahim ve heyetten Ali Rıza Paşa tarafından kesin olarak yalanlandı.

O zamanki Türk basını ne dedi?

Araştırmacı Mevlüt Çelebi’nin derlediği bilgilere göre, Heyet-i Nasiha hakkında Türk basını ne dedi? İşte o tepkiler…

İKDAM: “Anasır-ı muhtelife arasında ortaya çıkan nifakın izalesi.”

ALEMDAR: “Teftişat icrasıyla beynelanasır muhâdenet (dostluk) ve meveddetin (sevgi) iade ve temini.”

SABAH: “Ahaliyi irşad ve tenvir, hükümet-i haziranın bilâ-tefrik cins ve mezhep bütün unsurlara karşı beslediği hissiyat-ı hayrhahaneyi ve zât-ı hazret-i padişahının selâm-ı hümayunlarını ahaliye tebliğ…”

VAKİT: “Memalik-i Osmaniye’de yaşayan muhtelif anasır arasında vifak (uyum) ve meveddetin iade ve temin-i idamesi… ve selâm-ı mahsusu tebaya tebliğ etmek”

TAKVİM-İ VAKAYI: “Savaşın felâketlerinden müteessir olan tebaaya padişahın selâmını iletmek.”

Osmanlı Hükümeti’nin çalışmalarını yoğunlaştırdığı Nisan 1919’da, Anadolu’ya gönderilecek heyetler ve yapılması plânlanan ıslahat konusundaki gelişmelerin İstanbul basınında yer almaya başladığı görülmektedir.

Tarih tekerrürden ibarettir. Hatırlar mısınız? Bizde de bir dönem Heyet-i Nasiha veya Akil Adamlar vardı ne oldu? Neyi başardılar?

 

ADNAN GÜLLÜ

Tarih Araştırmacısı

 

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.